Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Göster


Cehalet ülkesinde seyr-i sefa


Açıklama:
Kategori: Köşe Yazarları
Eklenme Tarihi: 20 Haziran 2021
Geçerli Tarih: 22 Ekim 2021, 15:14
Site: Görele Sol Platformu
URL: http://www.gorelesol.com/yazar.asp?yaziID=26929


Kelime anlamı olarak, Seyr-i Sefa, zevk, neşe ve hoşnutluk anlamına gelmektedir. Yani dostlarla, arkadaş ve sevdiklerinle bir arada olmak, onlarla iyi ve güzellikleri birlikte yaşamak, dertleri ve kederleri paylaşmak, paylaşırken de bütün bunlardan zevk almak demektir. Fakat zevk ve neşeden anlamayan, hiç bir şeyden hoşnut olmayan, insani ve vicdani ilişkileri kötü, bilgisiz, anlayışsız ve birlikte yaşama kültürü gelişmemiş insanların yaşadığı ülkelerde hiçbir şeyden zevk ve neşe almanın imkanı yoktur. Eğer bir ülkede insanlar körü körüne inanıyorsa, her sözü doğru kabul ediyorsa, sormuyor ve sorgulamıyorsa biat etmiş ve adeta köle durumuna gelmiş demektir. 
 
Ayrıca hak ve hukuk anlayışının olmadığı, haksız ve adaletsizliklerin yaşandığı, sevgi ve merhametin olmadığı, kimsenin kimseye güvenmediği, yalnız kendisini düşünen, çalışmayan, üretmeyen, bir emek sarf etmeyen, başkasının sırtından geçinmeyi alışkanlık haline getirmiş olanlar, cehalet denizinde tutunmak için tahta parçası arayan kazazedelere benzerler. İşte bilgisiz, gerçeklerden haberi olmayan ya da olanları, yapılanları ve söylenenleri gerçeği dışında bilmek, anlamak ve buna göre düşünüp, konuşup karar verenlerin durumu. Bu türlü insan tipleri, her şeyi bilirler ve yaparlar, bildiklerini ve inandıklarını şiddetle savunurlar, bir şeye körü körüne inanırlar ve sadece kendi bildikleri doğrudur, başkalarının fikri veya doğruları onlar için geçersizdir. Az düşünüp çok konuşurlar, cahil denildiği zaman da çok kızarlar, ama sizi cahillikle suçlarlar, yeniliğe karşıdırlar hatta yeni olan her şeye kapalıdırlar. 

Yenilikçi, bilimden yana ve bilimselliğe açık olan insan, doğruları şurasından burasından görmeye çalışırken, karşısına içinde bulunulan karanlığın ne kadar derin olduğu çıkar. Bu derin karanlıklarda bilim ve bilimsellik, doğru ve gerçekler bilinir ve konuşulabilir mi? Böyle derin karanlıklar değil midir ki, kin ve nefret duygularını artıran, açgözlülüğü, görgüsüzlüğü, ukalalığı çoğaltan, hoşgörüyü yok eden, hırs ve kibri azdıran... 

Şu gerçeğin de altını çizmek gerekir. Eğer insanlar, cehalet içinde debelendiğini bilmiyor ve anlamıyorsa, yaşamın peşinden koşmuyor ve kendini bilmek adına zorlamıyorsa, aklıyla değil de midesiyle düşünüyorsa o insanlar inanın dünyanın en mutlu insanı bu tip insanlarıdır diyebiliriz.
Çünkü bunlar, çalışmadan, bir emek sarf etmeden yerler ve içerler, ne yediklerinin ne de  içtiklerinin nerden geldiğine, haram mı helal mi diye bakmadan, sormadan, yerler ve içerler. 

Çok doğru söylememiş mi Sokrates "Cehalet mutluluktur" diye...
Öğle ya her şeyi bilmek, her şeyden haberdar olmak, bazen insana mutluluk getirmez. 

Ayrıca iyiyi kötüden ayıramayan, dostunu düşmanını tanımayan, bilim ve bilimselliğe kapalı olan, kendi bildiğini doğru kabul eden, bilmiş, ukala, hadsiz insan, hem kendini hem de etrafındakileri felakete sürükler, Dolayısıyla böyle insan tiplerinden uzak durulmalı, hiç bir sözlerine itimat edilmemeli ve mümkünse onlarla herhangi bir tartışmaya dahi girilmemesinde fayda vardır. 
  
"Cahillerle tartışmayın 
Ben hiç galip gelemedim".
                      İmam Gazali

İyi ve güzel olanı birbirinden ayıramayan, yalanla gerçeği ayırt edemeyen, gerçeklerle değil de hurafelerle amel eden insanlar, hem ülkelerinin geleceğini tehlikeye atarlar hem de ülkede yaşayan bütün insanların geleceklerini karartırlar. Yani demem o ki: 

Cehalet ülkesinde seyr-i sefa yapmak imkansızdır.

Çinli Bilim İnsanı Sun Tzu diyor ki: "Eğer hem kendini, hem düşmanını biliyorsan, hiçbir savaşın neticesinden korkmamalısın! Eğer kendini biliyor, fakat düşmanını tanımıyorsan iki savaştan birini kazanabilirsin! Eğer ne kendini ne de düşmanını tanıyorsan, her savaşta yenilirsin!" 

Asırlardır geri kalmış ülkelerin kalkınmasını engellemek, onları sömürge veya pazar ülke konumuna getirip kıymetli madenlerini özelleştirme adı altında ele geçirip, insanları fakirleştirip bir lokma ekmeğe muhtaç hale getirmek için bütün güçlerini seferber eden ülkelerin varlığı bilinmiyor değil. Ama o ülkelere fırsat veren, imkan tanıyan, kendi çıkarını ülke çıkarının önüne koyan yöneticiler de yok değil. 

Toplumu bilgisiz ve cahil olan, kendi tarihini bilmeyen, tarihi gerçekleri inkar eden veya çarpıtan, kültürünün yozlaşmasına sesini çıkarmayan, ekonomik yönden dışa bağımlı hale gelen insanların yaşadığı ülkeler, sömürülmeye müsait olarak görülürler.   

Unutulmamalıdır ki, akla, mantığa uygun, bilime dayalı, tutarlı ve çelişkilerden uzak bütün uygulamalar, cehaletin  panzehridir. Eğer bir ülkede, işsizlik sorunu yaşanmıyor, aç ve açıkta kimse kalmıyorsa, inançlar ve inanışlar sorgulanmıyorsa, renkler ve cinsiyetler dillendirilmiyorsa, "sen ben" ayrımı yapılmıyorsa, hiç kimse korkmadan ve çekinmeden fikrini açıklayabiliyorsa, hak hukuk çiğnenmiyorsa, en önemlisi de ülkeyi yönetenler eleştirilere açık oluyorsa o ülke de yaşayan bütün insanlar mutlu da oluyor umutlu da oluyor hatta Seyr-i Sefa da yapıyorlar demektir. 

Sayfayı Yazdır | Pencereyi Kapat | Resimleri Göster